Onun ümmetiyle ilişkisinde sosyal mevki farklılığının bir geçerliliği yoktu. Bir kabile reisi ya da bir köle... İstiğfar gibi manevî bir adımda müminleri kendi canından ayrı tutmayan Hz. Peygamber (sav), kurban keserken de ümmetini unutmamış ve boynuzlu bir koçu kurban ettikten sonra şöyle buyurmuştu: “Bu, benden ve ümmetimden kurban kesemeyenler adınadır.” 19
Peygamberimizin, “Yüce Allah"ın Kitabı"nda (da bildirildiği üzere) ben, müminlerin herkesten daha öncelikli velîsiyim...” 20 sözünü dinlerken insan, Mudar kabilesinden gelenlerin perişan hâllerini görünce onun nasıl etkilendiğini hatırlıyor. Onların bu zavallı, aç, muhtaç ve yoksul hâllerini görünce yüzünün rengi nasıl da değişivermişti. Basit abalarını başlarına geçirerek yalın ayak çıkıp gelen bu fakir insanlar için ashâbını hemen yardıma seferber etmişti. Yardımlar toplanmaya başladığında sevinci hemen yüzüne yansımıştı. Cerîr"in ifadesiyle altınla yaldızlanmış gibi parlamıştı yüzü.21
Hz. Peygamber, “Ben, dünyada ve âhirette her müminin diğer insanlardan öncelikli olan velîsiyim. Dilerseniz "Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır." âyetini okuyun. Geride mal bırakan her mümine, asabesi (baba tarafından akrabası) olanlar mirasçı olsun. Eğer borç ya da himayeye muhtaç çoluk çocuk bırakırsa, bana gelsin. Zira onun velîsi benim.” 22 sözüyle toplumunun gerçek hamisi olduğunu ortaya koymuştu. Allah Resûlü böylece müminlere ne kadar düşkün olduğunu, onlara ne denli sahip çıktığını, onların sadece peygamberi değil aynı zamanda velîsi de olduğunu bildiriyordu. Öyle bir velî ki sorumlulukları kendisi üstlenirken, hakları sahiplerine yönlendiriyordu. Bir defasında alacak verecek tartışmasına şahit olmuştu da borcunu ödemede zorlanan Abdullah b. Ebû Hadred"e kıyamadığından alacaklısı Kâ"b b. Mâlik"e borcun yalnızca yarısını alması için eliyle işaret etmişti.23 Bu tavrı müminlere olan sevgisinin onların bireysel ve toplumsal problemleri karşısında sorumluluk ve inisiyatif almayı gerektiren bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir.
İnananların küçük büyük bütün sıkıntılarını paylaşabilecekleri bir peygamber vardı aralarında. O, sosyal mevkisine, hür köle, zengin fakir oluşuna bakmaksızın herkesle ilgilenmiş ve davet edenin davetine icabet etmişti.24 Özellikle fakirlere, yetim ve kimsesizlere değer vermiş, hatta kimi zaman İslâm"ın ilk talebeleri olan fakir Suffe Ehli"nin ihtiyaçlarının kendi çocuklarınınkinden önde tutmuştu.25 Ashâbı arasında göremediklerini merak ederek sormuş,26 onların sorunlarını dinleyerek çözmeye çalışmıştı.