Hadislerle İslâm Cilt 7 Sayfa 72

Hatta şehitlerini taşıyanlar oldu. Ancak Hz. Peygamber buna müsaade etmedi ve onların hepsinin şehit edildikleri yerde gömülmelerini emretti.48

Böylece Uhud Savaşı, Hz. Peygamber"in savaş öncesindeki kanaatinin benimsenmemesinin ve savaştaki talimatlarına kulak asılmamasının acı sonuçlarını bütün Müslümanların yaşadığı bir ibret tablosu olarak tarih sayfalarındaki yerini almış oldu. Zira onlardan bir kısmı kendilerine zafer gösterildiğinde zaafa düşerek Resûlullah"ın emrine karşı gelmişlerdi.49 Verilen kesin talimata rağmen Ayneyn geçidinin terk edilmesi, Müslümanların lehine olan savaşın seyrini değiştirmiş ve beklemedikleri bir sonuçla karşılaşmalarına neden olmuştu. Nitekim Kur"ân-ı Kerîm"de bu gerçeğe şöyle ifade edilmişti: “Onların (müşriklerin) başına (Bedir"de) iki mislini getirdiğiniz bir musibet (Uhud"da) sizin başınıza geldiğinde, "Bu, nereden başımıza geldi?" dediniz, öyle mi? De ki: "O (musibet), kendinizdendir." Şüphesiz Allah"ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” 50 Öyle ki bozguna uğrayan Müslümanlar, Allah Resûlü peşlerinden çağırdığı hâlde kimseye dönüp bakmadan dağa doğru kaçmışlardı.51 Ancak Allah Teâlâ, yaptıkları hataya rağmen şeytan tarafından ayakları kaydırılmak istenen bu kullarını bağışladığını bildirmiştir.52 Hz. Peygamber de onlara karşı katı kalpli olmak yerine Allah"ın rahmetiyle yumuşak davranmayı tercih ederek etrafından dağılıp gitmelerini engellemiştir.53 Müslümanların, imanlarıyla sınandıkları bu çetin imtihan, onları daha sonraki savaşlarda aynı hatalara düşmekten kurtaran bir ders olmuştur.

    

Dipnotlar

48 D3165 Ebû Dâvûd, Cenâiz, 37, 38;

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ كَثِيرٍ أَخْبَرَنَا سُفْيَانُ عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ عَنْ نُبَيْحٍ عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ كُنَّا حَمَلْنَا الْقَتْلَى يَوْمَ أُحُدٍ لِنَدْفِنَهُمْ فَجَاءَ مُنَادِى النَّبِىِّ صلى الله عليه وسلم فَقَالَ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَدْفِنُوا الْقَتْلَى فِى مَضَاجِعِهِمْ فَرَدَدْنَاهُمْ . İM1516 İbn Mâce, Cenâiz, 28.حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ عَمَّارٍ وَسَهْلُ بْنُ أَبِى سَهْلٍ قَالاَ حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ عَنِ الأَسْوَدِ بْنِ قَيْسٍ سَمِعَ نُبَيْحًا الْعَنَزِىَّ يَقُولُ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ يَقُولُ إِنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم أَمَرَ بِقَتْلَى أُحُدٍ أَنْ يُرَدُّوا إِلَى مَصَارِعِهِمْ وَكَانُوا نُقِلُوا إِلَى الْمَدِينَةِ .

49 Âl-i İmrân, 3/152.

وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰىٓ اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَآ اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿152﴾

50 Âl-i İmrân, 3/165.

﴾ اَوَلَمَّآ اَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةٌ قَدْ اَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَاۙ قُلْتُمْ اَنّٰى هٰذَاۜ قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اَنْفُسِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴿165﴾

51 Âl-i İmrân, 3/153.

اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰىٓ اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪يٓ اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَآ اَصَابَكُمْۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ ﴿153﴾

52 Âl-i İmrân, 3/155.

اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۙ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُواۚ وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟ ﴿155﴾

53 Âl-i İmrân, 3/159.

فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللّٰهِ لِنْتَ لَهُمْۚ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَل۪يظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْاَمْرِۚ فَاِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِۜ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّل۪ينَ ﴿159﴾